Röportaj

Medeniyetlerin Buluşma Noktası AYASOFYA

siracel@gmail.com'
Yazar: tr Dergisi

1500 yıllık geçmişinde uygarlıkları buluşturan Ayasofya, bu kez kapılarını .tr okuyucuları için araladı. Bu muhteşem mabedin gizemlerini Ayasofya Müdürü Hayrullah Cengiz’e sorduk.

Asırlara meydan okuyan Ayasofya Roma, Osmanlı ve Anadolu uygarlıklarının eserlerine ev sahipliği yapıyor. Böyle bir medeniyetler buluşmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bugünkü yapı, kayıtlara göre aynı mekânda bulunan üçüncü Ayasofya. İlk Ayasofya, 360 yılında bazilikal planlı mimari özellikleri taşıyarak inşa edilmiştir. 405 yılında bir isyan sonucu yanması üzerine ikincisi yeniden inşa edilerek 415 yılında açılmıştır. Doğu Roma İmparatorluğu’nun belki de en büyük hükümdarlarından biri olan Justinianos burada tarih sahnesine çıkıyor. 532 yılında İstanbul’da meydana gelen isyanda yaklaşık 30 bin kişi hayatını kaybediyor. Bu olayın neticesinde tabii ki halkın acıları çok derin. Justinianos’in o güne kadar yapılmamış bir şey yapması gerekiyor ki insanların akıllarını, hafızalarını, uğraşlarını başka bir yöne çeksin. İmparator, dönemin iki büyük bilim adamı İsidoros ve Anthemios’u Ayasofya için görevlendiriyor. Bunların emri altında ise yaklaşık yüz usta veya mimar görev alıyor. Ayasofya, beş yıl 10 ay gibi bir süreçte “en hızlı inşa edilen kilise” oluyor. Bu hızlı süreçte hazır malzemeler kullanmak zorunda olan İmparator, Anadolu’nun dört bir tarafındaki tapınaklardan, mermer ocaklarından, taş ocaklarından İstanbul’a malzeme getirtiyor. İzmir Efes’teki tapınaklardan, Aspendos’tan ve Lübnan Baalbek’ten geliyor. Gelen malzemelerle Anadolu’nun pek çok uygarlığının eserleri İstanbul’a taşınıyor. Böylece şöyle bir sonuç ile karşılaşıyoruz: Justinianos hem Doğu Roma İmparatorluğu’nu Ayasofya’da birleştiriyor hem de o tarihe kadar Doğu Roma İmparatorluğu sınırları içinde kalan medeniyet unsurlarını Ayasofya’ya getiriyor. Özetle Ayasofya’da insanlık için yeni bir mabet inşa ediyor. Bu kadar yıl içinde ayakta kalan en büyük mabedi inşa ettirmiş oluyor.

Ayasofya sadece Türkiye’nin değil dünyanın en çok ziyaret edilen yerlerinden biri. Yılda ortalama kaç ziyaretçi geliyor? Ziyaretlerle ilgili istatistikler paylaşabilir misiniz?

Ayasofya, Türkiye’de Topkapı Sarayı ile yarışır durumdadır. Genelde Topkapı Sarayı’nın ziyaretçisi ile Ayasofya’nınki arasında 3-5 bin kişilik fark olur. Bu farkta genelde Ayasofya bir adım önde olur. Bunun sebeplerinden biri belki tam meydanda olması… İkincisi, Osmanlı Devleti’nin eserlerini sergilemekle beraber Ayasofya hem İslam dininin hem de Hristiyanlık inancının unsurlarını bir araya getirmesi yabancı misafirleri daha çok buraya çekmekte. Bir de Ayasofya belki yapı olarak Topkapı Sarayı’ndan biraz daha küçük olduğu için daha az bir zamanda ziyaret edilebilmekte. Dolayısıyla Türkiye’deki ziyaret sayılarına, özellikle Ayasofya’nın son 5-6 yıldaki istatistiğe baktığınızda Ayasofya’nın Türkiye’de en çok ziyaret edilen müze olduğunu görürsünüz. Yıllık ziyaretçi sayımız 3,5 milyon civarı.

Prof. Dr. Haluk Dursun, Ayasofya’nın Osmanlı dönemindeki en büyük ve en önemli cami olduğunu; devlet protokolünde ve merasimlerde bir numaralı yapı özelliğini taşıdığını söylüyor. Bunu nedenleri nelerdir? 

Ayasofya, inşa edildiği dönemde Doğu Roma’da halkın ziyaret edip ibadet ettiği bir mabet değil, bir protokol kilisesidir. Ayasofya hiçbir zaman patrikhanenin mülkü olmamış direkt imparatorun olmuştur. Dolayısıyla da savaş hukuku gereği İstanbul fethedildikten sonra imparatorun malı hükümdarın malı olmuştur ve Ayasofya fethedildiği günden bu yana Fatih Sultan Mehmet’in mülküdür. Ayasofya, fetih öncesinde nasıl protokol kilisesi olmuş ise cami döneminde de sanki bir protokol camisi gibi olmuştur. Bunda Topkapı Sarayı’nın Ayasofya’ya yakın olması etken olduğu gibi bana göre Peygamber Efendimizin İstanbul’un fethiyle alakalı söylemiş olduğu hadiste hedef, direkt Ayasofya’dır. Osmanlı padişahlarının bunun inancında olduğunu düşünüyorum. Sanırım bundan dolayıdır ki bir padişah vefat ettiğinde cenazesi her zaman buradan kaldırılmıştır. Ayasofya’da görev yapan imam ve müezzinler ile Fatih Sultan Mehmet’in yaptırmış olduğu medresede görev yapan müderrisler her zaman için Osmanlı ilim hiyerarşisinde önde olmuştur. Osmanlı’da bir Ayasofya müderrisi olabilmek için Osmanlı coğrafyasındaki birçok yerde müderrislik yaptıktan sonraki geleceği en üst nokta Ayasofya Medresesi’nin müderrisliğidir. Onun için burası Osmanlı’da Ayasofya Cami-i Kebir, yani Büyük Ayasofya Cami’dir ve diğer camilerden bu yönden farkı vardır. Bu farkın temel sebebinden ilki benim kanaatimce Peygamber Efendimizin hadisinin direkt burayı göstermesi, ikinci ise Topkapı Sarayı’nın her yerde yapılabileceğine rağmen Ayasofya’nın en yakınlarına yapılması Ayasofya’nın bir protokol cami olmasını sağlamıştır.

İki semavi dinin en önemli ibadethaneleri arasında yer alan Ayasofya, kapsamlı bir restorasyon çalışmasına girdi, restorasyon hangi bölümleri kapsıyor ve ne zaman bitecek?

Şu anda Ayasofya’nın ana iç mekânını restore ediyoruz. Bir taraftan da Ayasofya’nın batı cephesinin restorasyonunu yüzde 98 oranında bitirdik. Batı cephesinden sonra kuzey, güney ve doğu cephesini de yapmaya başlayacağız. Bu kadar yaşlı bir binada restorasyonunun durması hata olur. Biz burada ne kadar restorasyon yapsak da netice itibarıyla 1500 yaşındaki bir binanın restorasyona sıklıkla ihtiyaç duyacağı bence bir realitedir. İşlerimizi mümkün mertebe hızla yapmaya çalışıyoruz, ama aceleye getirmiyoruz. Biz burada en ufak bir işi yaptığımızda dahi özenle ve dikkatle çalışıyoruz. Dünyanın gözü üzerimizde, burada ne kadar az hata yapabiliriz, bunun gayreti içerisindeyiz. Mesela, şu anda biz Ayasofya’nın ana mekân iç yüzeylerinin onarımlarını yapmaktayız; galeri katının ve iniş rampalarının da onarımlarını yapıyoruz. 2009 yılında Ayasofya’da bulunan türbelerin, hemen akabinde de şadırvanın ve bina içindeki kütüphanenin restorasyonunu bitirdik. Ana mekânda iç yüzeylerin şu anda yüzde 20’si kadar bitti. Planladığımızdan biraz uzun sürdü fakat bu uzun sürmenin tecrübesini diğer yüzeylerde, yani güneyde, doğuda ve batıda istifade ederek daha kısa tutulmasını sağlayacağız. Ayrıca ana mekân zemin mermerleri ile neflerin acil zemin onarımlarına da devam ediyoruz. Bununla beraber Ayasofya’nın Galeri Katı ile Güneybatı Atrium İniş Rampası, Depoların Acil Müdahale ve Proje Yapım işlerinde de bir hayli yol katettik. Son olarak Ayasofya’nın Kuzey, Güney ve Doğu Cephe Projeleri’nin yapılması işinde de çok az işimizin kaldığını ifade edebilirim. Yaklaşık 1500 yaşında olan ve pek çok deprem maruz kalıp birçok kez onarılan Ayasofya’da değil onarım, yapılacak bu işlerin projelerini hazırlamak bile ancak çilesini çekenlerin bileceği bir iştir.

Bu süreçte Fossati Kardeşler’in Osmanlı dönemindeki meşhur Ayasofya restorasyonu çalışmalarda size ışık tuttu mu?

Fossati Kardeşler’in Ayasofya’da yapmış olduğu onarım çalışması -tüm safhaları ile- hâlâ ortaya konulmuş değildir. Eleştirilen yönleri olduğu gibi takdir edilen yönleri de vardır. Ama benim en önemsediğim bir yönü vardı ki sanırım kimse tarafından inkâr edilemez. O da Gaspare Fossati’nin Ayasofya’nın onarımından önce ve sonrasında yapmış olduğu resimlerdir. Belge yönünden kanaatimce çok kıymetlidir ve biz bugün dahi bu resimlerden onarımlarımız esnasında istifade ediyoruz.

Ayasofya’ya karakter kazandıran en önemli unsurlardan biri de muhteşem hat levhalarıdır. Bunlarla ilgili bilgi vermenizi istesek?

Ayasofya’da dünyanın bilinen en büyük sekiz hat levhası yer alıyor. Yedi buçuk metre çapında olan levhalar, Hattat Kadıasker Mustafa İzzet Efendi’ye ait. Bundan önce Ayasofya’da Teknecizade İbrahim Efendi’ye ait hatlar vardı. Hatlar kare veya dörtgen şeklinde ve altı taneydi. Bu hatlar kaldırıldı ve altı tane olan hat yazısı sekize çıkarıldı. Hz. Hasan ile Hz. Hüseyin’in hat levhaları eklendi. Hat levhalarını incelediğinizde, kullanılan ahşap kasnağından tutun da üstündeki kumaş türüne kadar özenle seçildiğini görüyorsunuz. Mesela, ahşap kasnağın ıhlamur ağacından yapıldığını görüyorsunuz. Biliyorsunuz İstanbul çok nemli bir bölge, ıhlamur ağacı nemden en az etkilenen ağaçlardan bir tanesidir. Aynı zamanda hafif bir ağaç… 7,5 metre çapındaki bir hattı yukarı asacaksınız. Ağır bir ağaç kullanırsanız yapıyı zedelersiniz, düşmesine sebep olursunuz. Bezini yelken bezinden seçmiştir. Yelken bezi en az yıpranan kumaşlardan bir tanesidir. Yakın zamanda biz bunların restorasyonunu yaptırdık. Mustafa İzzet Edendi levhalarını yaparken Ayasofya’nın büyüklüğü nispetinde bir hat levhası yapmış. Hat levhaları yanı sıra kubbede Nur suresinin 35. ayetini görüyorsunuz. O kubbenin yerden yüksekliği 56 metredir. Üstat kalkmış 56 metrede Nur suresinin 35. ayetini yazmış. Eğer bugünlerde iskele ile kubbeye çıkmayı düşünürseniz yerdeki sıcaklık 30 ise kubbedeki sıcaklığın 40 derece üzerinde olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Böyle bir atmosferde çalışmış insanlar ve gerçekten aşkla yapılmadan bu işler olmaz.

Yazar Hakkında

siracel@gmail.com'

tr Dergisi

Yorum Ekle