Gezi

Osmanlı’nın İzinde: Beyrut

Yazar: Melih Uslu

DÖRT YÜZ YILDAN FAZLA OSMANLI İDARESİNDE KALAN LÜBNAN’IN TARİHİ BAŞKENTİ BEYRUT’TA CAMİDEN KIŞLAYA, ÇARŞILARDAN SOFRA GELENEKLERİNE DEK SAYISIZ UNSUR TÜRKLERİN İZİNİ TAŞIYOR. BU GÖRKEMLİ MİRAS, KÖKLÜ BİR DOSTLUĞA İŞARET EDİYOR.

İstanbul kökenli Lübnanlı Şair Konstantinos Kavafis’in (1863-1933) Beyrut ile ilgili söylediği “Bu kent bir gün mutlaka arkanızdan gelecektir.” sözü çok şey anlatıyor. Tarih boyu sayısız savaş ve yıkımla karşı karşıya kalsa da her seferinde küllerinden doğan Beyrut, mutlaka görülmesi gereken yerlerden. Tıpkı Osmanlı İmparatorluğu’nda olduğu gibi Müslüman ve Hristiyanlar başta olmak üzere çeşitli etnik grupların oluşturduğu çok kültürlü ahalisiyle dikkat çeken Beyrut’un son 500 yıllık tarihine bakıldığında, karşımızda sanki bir Anadolu şehri duruyor.

TARİHİ GARIN ANLATTIĞI

Orta Doğu’nun kaderi 1516 yılında Osmanlı ordusunun Suriye’de Memlûkleri yenmesiyle değişiyor. Bu savaştan sonra Beyrut’un yönetimini ele geçiren Osmanlı Devleti, 400 yıldan daha uzun süre Lübnan’da varlığını sürdürüyor. Tarihçiler, Osmanlı’nın İstanbul’dan bu kadar uzak bir noktada, böylesi uzun bir süre kalabilmesinin adaletli bir yönetim anlayışına bağlı olduğunu söylüyor. Asırlar boyu Osmanlı çatısı altında yaşayan Lübnan’da ise o döneme ait derin izler varlığını sürdürüyor. İç savaşın ardından bazı Osmanlı eserleri restore edilerek, resmi kurum olarak kullanılmaya başlanmış. Buna karşın çok sayıda Osmanlı eseri onarılmayı bekliyor. Başkentin kuzeyinde, 1895 yılında inşa edilen Beyrut Tren İstasyonu, restorasyon bekleyen eserlerin başında yer alıyor. Lübnan Demiryolları’nın merkez binası olarak da kullanılan istasyonun yolcu bekleme salonu yenilenmiş. Binanın tümüyle restore edilerek içindeki tarihi vagonlarıyla birlikte müzeye dönüştürülmesi ise proje aşamasında. Bu müzenin şehre gelenleri bir asır önceye, yani Osmanlı’nın İstanbul – Hicaz demiryolları tarihine götürecek bir anıt işlevi görmesi hedefleniyor.

ABDÜLHAMİD’TEN YADİGÂR

Beyrut’ta Osmanlı’dan kalma çok sayıda medrese, hastane, bina, cami, kışla, köşk, park, bahçe ve türbe bulunuyor. Başkentteki dikkat çekici Osmanlı yapılarından biri de şehre hâkim bir tepe üzerinde yükselen Lübnan Başbakanlık Sarayı. Ülkenin geleceğinin belirlendiği bu yer, aslında eski bir Osmanlı kışlasından başkası değil. 1830 yılında inşa edilen yapının yapımında İstanbul’daki Selimiye Kışlası örnek alınmış. Sarayın hemen yanındaki saat kulesi de yine Osmanlılar tarafından Sultan İkinci Abdülhamid’in (1842-1918) tahta çıkışının anısına yapılmış. Sadece birkaç yüz metre ileride ise görkemli bir Osmanlı cami bulunuyor. Şehirdeki Osmanlı eserleri bunlarla sınırlı değil. Resmi istatistiklere göre Lübnan’da 1300’den fazla Osmanlı eseri olduğu biliniyor. Bunların önemli bir kısmı ise Beyrut’ta bulunuyor. Örneğin, İçişleri Bakanlığı olarak kullanılan tarihi bina da Osmanlı döneminden kalma. Ayrıca, günümüzde Katrina Hastanesi olarak bilinen El-Mihceri es-Sıhhi Binası da restore edilmeye ihtiyaç duyan zarif Osmanlı yapılarından.

İHYA EDİLEN SEBİL

Onarılmayı bekleyen bir diğer eser ise Abdülhamid’in tahta çıkışının 25. yıl dönümü nedeniyle 1900 yılında Beyrut halkı tarafında yaptırılan Hamidiye Sebili. 115 yıllık geçmişe sahip gösterişli bir anıt olma özelliği taşıyan bu çeşme, Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA) tarafından restore ediliyor. Sekiz metre yüksekliğe sahip mermer çeşmenin ilginç bir hikâyesi var: Çeşmenin ilk yapım yeri, şu an Başbakanlık Sarayı olarak kullanılan binanın önündeki meydan olarak biliniyor. Ancak, sebil 1957 yılında meydandan alınarak, yine Abdülhamid Han’ın yaptırdığı Sanayah Parkı olarak bilinen yere nakledilmiş. Bu tarihten sonra Sanayeh Sebili ya da Çeşmesi olarak da anılmaya başlamış. Sebil, Lübnan iç savaşı sırasında bir miktar zarar görmüş. Bugünlerde ise restorasyonu tamamlanmak üzere.

GEÇMİŞTEN SÜZÜLEN

Geçmişi yedi bin yıl öncesine uzanan Byblos, Beyrut’un kuzeyinde yer alan eski bir liman şehri. Girişindeki antik sütunlü yoldan bugüne pek birşey kalmasa da Osmanlı döneminde yapılan arasta hâlâ ayakta durmaya devam ediyor. Burası günümüzde Byblos Çarşısı olarak tanınıyor. Lübnan’da korunması gereken eserler arasında Osmanlı döneminde vefat eden başta Suriye Valisi Ahmed Hamdi Paşa olmak üzere bir çok alim, veli ve üst düzey devlet adamının kabrinin bulunduğu El-Başura Mezarlığı da yer alıyor. Beyrut halkı, Türk makamlarından, Lübnan hükümetinden ve sivil toplum örgütlerinden bu eserlere sahip çıkmaları için çağrıda bulunuyor. 1918 yılına kadar Lübnan’daki varlığını sürdüren Osmanlı’nın derin izlerini taşıyan bir diğer unsur ise yerel mutfak. Anadolu’dan gelenlerin kurduğu mahallelerle dolu olan Beyrut’un zengin sofra kültürü Osmanlı damak tadının belirgin işaretlerini taşıyor. Yemeğin üzerine İzmir’in Kordon bölgesine çok benzeyen Corniche’deki kafelerden birinde Türk kahvesi yudumlamanın ise benzeri yok.

Yazar Hakkında

Melih Uslu

MELİH USLU
1976 Almanya doğumlu. Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi mezunu. Sabah Gazetesi, Gezi Travel dergisi, Levenin Turkije, Skylife, Sun Times, Pegasus Magazine, Gulf News, Die Welt ve The Daily Telegraph’ın aralarında bulunduğu bir çok uluslararası yayında editörlük ve yazarlık yaptı. 35 ülkenin yanı sıra Türkiye’nin tamamını gezdi. World Travel Channel’da programlar yaptı. Nereye Gitmeli? isimli kitabında röportajlarını toplayan Uslu, seyahat ağırlıklı birçok kitaba katkıda bulundu. Psikolojik danışman eşiyle birlikte İstanbul’da yaşıyor ve İngilizce – Almanca biliyor.

Yorum Ekle