Gündem

Ramazan Gelince

TÜRK KÜLTÜRÜNDE RAMAZAN AYI BOYUNCA İFTAR SOFRALARININ ÇEVRESİNDE BULUŞAN MÜSLÜMANLAR, SADECE KARINLARINI DEĞİL, GÖNÜLLERİNİ DE DOYURURLAR.

Ramazan bayramları, Türklerin İslamiyet’i kabul etmelerinden bu yana hem manevi ortamlarda hem de sosyal mekânlarda büyük bir iştahla kutlanır. Eski dönemlerde dini mekânlar olan dergâhlarda, vakıfların kontrolündeki aş evlerinde ve kervansaraylarda, özellikle fakirler için sahur ve iftar sofraları kurulurdu. Türklerin sosyal yaşantısına renk katan bu ay, birçok etkinliğin ortaya çıkmasına ve yayılmasına sebep olmuştur. Açılan oruçların ardından meddahların sahne aldığı, gölge tiyatrolarının icra edildiği meydanlarda hoşça vakit geçirilirdi. Bu eğlencelerde ya geçmiş zamanın kahramanlık hikâyeleri konu edilirdi ya da gündemi hicveden mizahi kurgular yapılırdı. Geleneksel Türk tiyatrosunun kökeni olan “Orta Oyunu”nun en çok sahnelendiği zamanlar da Ramazan aylarıydı. Türk edebiyatı da bu kadim gelenekten nasibini almıştır. Geçmişte Ramazan ayı ile ilgili gazeller, kasideler ve rubailere sıkça rastlamak mümkündür. Ramazan denilince akla gelen diğer bir gelenek de camilerin iki minaresi arasına gerilen mahyalardır. Mahya Farsçada Ramazan’a özel aylık demektir. Osmanlı’da uygulanmaya başlanan bu gelenek devam etmektedir. Şehrin geniş meydanlarında kurulan iftar sofraları ve panayırlar da birer gelenektir. Bu meydanlarda yemek ve tatlıların yanı sıra, Ramazan’a özel şerbetlerin, kahvelerin eşliğinde sohbetler yapılır. Ramazan’da İstanbul Sultanahmet Meydanı’na ya da Saraybosna’nın meşhur Başçarşı’sına yolunuz düşerse, geçmişin güzelliklerini hissedebilirsiniz.

Yazar Hakkında

Mustafa Özkan

Yorum Ekle