Edebiyat

Türk Edebiyatında Polisiye

siracel@gmail.com'
Yazar: tr Dergisi

İlk örneklerin ortaya çıkmasından bugüne, edebî bir tür olup olmadığı bile tartışılagelmiş olan polisiye, dünya edebiyatında uzun yıllar “edebiyatın üvey evladı” gibi muamele gördü.

Bazıları için vakit geçirtecek bir eğlence, bazılarıysa polisiyeyi, zarar cihetiyle bulmaca çözmek ve sigara içmek arasında bir yere konumlandırıyorlardı. Neyse ki tüm bu farklı ve zıt görüşler, polisiye edebiyatın gelişmesine engel olmadı. Üstelik günümüzde, ülkemizde de polisiye edebiyatın çok iyi örneklerini görmemiz mümkün. ABD’li meşhur hikâye yazarı ve şair Edgar Allan Poe’nun 1841 yılında Grahm’s Magazine’de yayınladığı Morgue Sokağı Cinayeti, -kısmen benzer örneklerin altyapı desteğiyle beraber- Batı’da polisiye romanın ilk örneği olarak kabul edilir. Yine onun kaleme aldığı Marie Roget’in Esrarı (1842) ve Çalınmış Mektup (1845) isimli polisiye romanlar da ilklerdendir. Çözülmeyi bekleyen muammalar, ilgi uyandıran hadiseler, işlenen suçlar, katiller peşinde koşan dedektifler… Biraz heyecan ve biraz da korku… Polisiye edebiyatı tüm dünyada cazip kılan bu esrarengizlikler bizde de karşılık bulmuş ve Batı’daki ilk polisiye romanlardan kırk yıl kadar sonra Türk halkı polisiye romanla yakinen tanışmıştır. Bu tanışıklığın tarihî arka planında ise; Tanzimat ve Kırım Savaşı neticesinde gelişen hadiseler ve Batı’yla olan yakın münasebetler yatar. İlk dönemler daha çok Fransız polisiye romanları Türkçeye çevrilir. Tercüme edilen ilk eser, Fransız yazar Pierre Alexis de Ponson du Terrail’in Paris Faciaları isimli romanıdır. Ahmet Münif tarafından 1881’de çevrilir. Yine aynı yıl, Türk edebiyatının “Efendi Baba”sı Ahmet Mithat, Emile Gobariau’nun Orcival Cinayeti isimli romanını, önce gazetesi Tercüman-ı Hakikat’te tefrika edip sonra bastırmak suretiyle Türkçeye kazandırır. 1889’a gelindiğinde ise polisiye roman tercümelerinde âdeta bir patlama yaşanır ve 20. asrın başına kadar onlarca çeviri yapılır. Süleyman Nazif, Ahmet İhsan, Ali Kemal, Hüseyin Rahmi, Selanikli Tevfik, Mehmet Atâ gibi isimler, o devrin meşhur mütercimlerindendir. Burada bir hususa dikkat çekmek gerekir ki ilk polisiye romanın çevrildiği ve Türkçe ilk polisiye romanın yazıldığı tarihlerde Osmanlı tahtında, kendisi de bir polisiye düşkünü olan Sultan İkinci Abdülhamid oturmaktadır. Saraydaki mütercimlerin çevirdiği cinai romanları merakla okuyan / okutan sultanın, binlerle ifade edilecek miktarda polisiye roman tercüme ettirdiği bilinir. El yazması hâlindeki bu tercümeler, Abdülhamid Han’ın o dillere destan kütüphanesinde muhafaza ediliyordu. O tarihlerde polisiye merakının ivme kazanmasını, biraz da sultanın bu özel alakasına bağlamak mümkün. 1902-1903’e kadar süratle devam eden tercümeler, bu tarihlerden 1908’e kadar sekteye uğramışsa da 1908’den sonrası, polisiye roman çevirileri açısından ikinci bir patlama devridir. Evvela, namı günümüze kadar gelmiş meşhur Sherlock Holmes’lar (Conan Doyle) ve Arsen Lüpen’ler (Maurice Leblanc), Gaston Leroux ve Fantome serileri çevrilir. Daha sonra, Nick Carter, Nat Pinkerton, Pick Vick gibi karakterlerin maceralarından oluşan ve daha geniş kitlelere hitap eden popüler polisiye romanların tercümesi yapılır. Sherlock Holmes’un pek çok hikâyesi, 1909-1919 yılları arasında başta Faik Sabri Duran olmak üzere pek çok mütercim tarafından Türkçeye aktarılmıştır. Arsen Lüpen serisi ise ilk olarak Asır gazetesi sahibi Fazlı Necip tarafından önce gazetesinde tefrika edilmiş, sonra da 1909 yılında altı cilt hâlinde kitaplaştırılmıştır. Bundan sonra da Arsen Lüpen çevirileri, Harf İnkılabı yıllarına kadar devam edecektir. Ancak bütün bu hareketlilik, Harb-i Umumi’nin başlamasıyla yerini sessizliğe bırakır; ta ki 1918’de savaş bitinceye kadar. Burada çeviriler konusuna bir nokta koyup, Türk edebiyatında telif olarak kaleme alınan eserlere göz atalım. Türkçe ilk polisiye romanın yazarı, Tanzimat edebiyatının popüler ismi, nesrin bütün türlerinde kalem oynatmış Ahmet Mithat Efendi’den başkası değildir. Esrâr-ı Cinâyât ismini taşıyan bu eserini Tercüman-ı Hakikat’te 1883’te tefrika etmiş ve ertesi yıl kitap olarak yayınlamıştır. Ancak onun en başarılı polisiye romanı, 1888 yılında yayınladığı Haydut Montari isimli kitabıdır. Bir başka gazete sahibi Selanikli Fazlı Necip, polisiye roman telifinde ikinci sırada gelir. 1901’de kaleme aldığı Cani mi, Masum mu? isimli eseri, sahadaki ilk denemesidir. II. Meşrutiyet’in ilanıyla birlikte neşrine başladığı Roman Hazineleri isimli dizisinin ilk altı cildini Arsen Lüpen çevirilerine ayıran Fazlı Necip Bey, müteakip üç cildi ise Dehşetler İçinde’ye ayırmıştır. Artık sıra yerli kahramanlarımıza gelmiştir…

1913’te Ebussüreyya Sami, “Türklerin Sherlock Holmes’u” diyerek Amanvermez Avni serisini başlatır ve başarılı da olur. Hatta Amanvermez Sabri (1928) ve Amanvermez Ali (1944) diye taklitleri bile yazılır. Amanvermez Avni, her türlü kılığa girip köşe bucak suçlu kovalayan, zekâsı ve yumruğuyla cinai vakaları bir bir çözümleyen bir özel dedektiftir. Hüseyin Nadir’in 1922’de Fantomas’tan uyarladığı, Fakabasmaz Zihni’nin maceralarını anlatan Cinayet Koleksiyonu da kesintisiz altı yıl devam etmiş başarılı bir seridir. Öyle ki Fakabasmaz Zihni, Doğu’nun Arsen Lüpen’i unvanına layık görülür. Ancak polisiye serilerin en meşhuru şüphesiz Cingöz Recai’dir. Peyami Safa’nın Server Bedi müstearıyla 1924’te başlattığı seri uzun yıllar devam etmiştir. Aynı zamanda sinemaya aktarılmış ilk Türk polisiye kahramanı olan Cingöz Recai bir Arsen Lüpen uyarlaması olsa da Türkiye’de polisiye edebiyatın duayeni Erol Üyepazarcı bir röportajında, Cingöz’ün bazı maceralarının Lüpen’den çok daha iyi olduğunu söylüyor. 1950 sonrasında Türkiye’de tam bir Mike Hammer rüzgârı eser. Mickey Spillane’ın hafiyesi Hammer’in maceraları Kemal Tahir tarafından F.M. müstear ismiyle çevrilir ve bu seri, çok ciddi satış rakamlarına ulaşır. Öyle ki Spillane roman yazmaktan vazgeçince yayıncılar Kemal Tahir’den Mike Hammer serisini devam ettirmesini istemişler, o da dört adet hikâye yazmış ve bunlar da aynı rağbeti görmüştür. 1980’ler, belki biraz da siyasi gelişmeler sebebiyle siyasi polisiye örneklerinin görüldüğü yıllardır. Mehmet Eroğlu’nun romanlarını bu kabilden sayabiliriz. Aynı tarihlerde iki kadın yazarımızdan Zühal Kuyaş, Sonuncu Oda’yı; Pınar Kür de Bir Cinayet Romanı ve Sonuncu Sonbahar’ı kaleme alarak sahaya çok nitelikli eserler kazandırmışlardır. 1990 sonrasında ise Türk edebiyatında polisiye için günümüze kadar gelen yeni bir devir başlayacak, her şeyden ötesi, “İyi polisiye, iyi edebiyattır.” Düşüncesi artık zihinlere iyice yerleşecektir. Ahmet Ümit’ler, Osman Aysu’lar bu devrin köşebaşı yazarlarıdır.

Yazar Hakkında

siracel@gmail.com'

tr Dergisi

Yorum Ekle